| KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLAŞMASI

KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLAŞMASI.
20.yüzyılın önemli düşünürlerinden Hannah Arendt, Nazi subayı Adolf Eichmann’ın yargılanmasını izlerken insanlık tarihine sarsıcı bir kavram kazandırdı: “Kötülüğün sıradanlığı.”
Arendt’in gördüğü şey ürkütücüydü. Büyük felaketlerin failleri her zaman kana susamış canavarlar değildi. Çoğu zaman görevini yaptığını düşünen, emir alan, düşünme zahmetine girmeyen sıradan insanlardı. Kötülük, bağırarak değil; düşünmeyerek, sorgulamadan itaat ederek ve sorumluluğu başkasına devrederek yayılıyordu.
Tarih bu sessiz normalleşmenin örnekleriyle doludur.
Nazi Almanyası’nda sistematik imha…
Moğol istilalarında yakılıp yıkılan şehirler…
Sömürgeci düzenlerin insanı emeğe indirgediği karanlık dönemler…
Ve bugün, dünyanın farklı coğrafyalarında kimlikler üzerinden yürütülen toplu cezalandırmalar…
Zaman değişir, aktörler değişir, coğrafyalar değişir.
Fakat değişmeyen bir sapma vardır: Bir topluluğun, bir kavmin, bir ırkın ya da bir dinin mensubiyetinin suç sayılması.
Oysa kötülük, kime yapılırsa yapılsın kötülüktür.
Ve hukuk olmadan cezalandırma olmaz
Suç bireyseldir.
Adalet bireyseldir.
Masumiyet evrenseldir.
Bir insan; dili, dini, ırkı, mezhebi veya kimliği nedeniyle yok edilemez. Kimlik üzerinden verilen her hüküm, adaletin değil gücün ürünüdür. Gücün hükmü ise geçicidir; adaletin hükmü kalıcıdır.
Kötülük tam da burada sıradanlaşır:
Yanlış tekrarlandıkça alışkanlığa dönüşür.
Alışkanlık vicdanı köreltir.
Vicdan köreldiğinde ise insan, yaptığına değil, kalabalığın yaptığına bakar.
KÖTÜLÜK DE BİR ÜRETİMDİR
“Üretmeyen toplumlar tüketir; tüketen toplumlar tükenir.”
Bu ilke yalnızca ekonomik alan için geçerli değildir.
Ahlak üretilir.
Adalet üretilir.
Vicdan üretilir.
Ne yazık ki kötülük de üretilebilir.
Nazi düzeni bir nefret üretimiydi
Sömürgecilik bir insanı değersizleştirme üretimiydi.
İstilalar korku üretimiydi.
Üretilen sadece silah değildi;
üretilen, insanın insana yabancılaşmasıydı.
Yanlış bir üretim anlayışı toplumu içeriden çürütür.
Kötülük üreten sistemler, sonunda kendi zeminlerini de aşındırır.
Çünkü insan onurunu yok sayan hiçbir yapı uzun ömürlü değildir.
Toplumlar neyi üretirse, onunla yaşar.
Nefret üreten nefretle karşılaşır.
Adalet üreten ise güven üretir.
EVRENSEL İNSANLIK BİLİNCİ
Masum bir insanın öldürülmesi meşrulaştırılamaz.
Bir kimliğin topyekûn cezalandırılması adalet değildir.
Sömürü, işkence ve sistematik aşağılama hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın insanlıkla bağdaşmaz.
Kötülüğün sıradanlaşması, aslında düşünmenin terk edilmesidir.
Düşünmeyen insan itaat eder.
İtaat eden insan sorumluluğu devreder.
Sorumluluğunu devreden insan ise yaptığının ağırlığını hissetmez.
Bu nedenle mesele yalnızca tarih değildir; mesele bilinçtir.
Üretim yalnızca fabrikalarda değil, zihinlerde başlar.
Vicdanda şekillenir.
Toplumda karşılık bulur.
Eğer kötülük sistematik biçimde üretilebiliyorsa,
adalet de sistematik biçimde üretilmek zorundadır.
Ve unutulmamalıdır:
Kötülük sıradanlaştığında insanlık zayıflar.
Adalet üretildiğinde ise toplumlar ayağa kalkar.
Ali Ulusan
Teknik Öğretmen – Tasarımcı – Üretici