+90 (332) 251 28 95
HABERLER

| BİR DENEY, BİR GERÇEK

BİR DENEY, BİR GERÇEK

1968 yılında Amerikalı davranış bilimci John B. Calhoun tarafından başlatılan ve yıllar boyunca gözlemlenen, literatürde “Davranışsal Çöküş (Behavioral Sink)” olarak anılan deney, bugün insanlığın içinde bulunduğu durumu anlamak açısından hâlâ çarpıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor. Kontrollü bir ortamda farelere sınırsız konfor sunuldu: bol yiyecek, güvenli alan, tehdit yok, rekabet yok, mücadele yok…
İlk bakışta bu, kusursuz bir yaşam düzeniydi.
Ancak zaman ilerledikçe bu “kusursuzluk” bozulmaya başladı.
Fareler üretmeyi bıraktı. Sosyal yapı çözüldü. Davranışlar anlamsızlaştı. Üreme azaldı. Güçlü olanlar bile mücadeleden vazgeçti. Ve sonunda, dış şartlar mükemmel olmasına rağmen, o topluluk kendi kendini yok etti.
Bu sadece bir deney değildi.
Bu, insanlık için yazılmış sessiz bir uyarıydı.
Bugün modern insanın yaşamına baktığımızda, benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Konfor alanı genişledikçe, bireyin mücadele gücü zayıflıyor. Risk almaktan kaçan, zorlanmaktan uzak duran bir insan profili giderek yaygınlaşıyor.
Oysa insan; rahat etmek için değil, anlam üretmek için vardır.
Mücadele etmeyen birey gelişemez.
Üretmeyen zihin derinleşemez.
Zorlanmayan karakter güçlenemez.
Konfor, kısa vadede huzur gibi görünür;
ama uzun vadede insanın içini boşaltan görünmez bir erozyondur.
Bugün birçok insanın yaşadığı stres, aslında yoğunluktan değil; amaçsızlıktan, yönsüzlükten ve üretimsizlikten doğmaktadır.
Çünkü insan doğası, edilgenliği kabul etmez.
İnsan; çabaladıkça dengede kalır, ürettikçe var olur.
Konfor alanı büyüdükçe risk küçülür.
Risk küçüldükçe cesaret kaybolur.
Cesaret kaybolduğunda ise insan, en küçük zorlukta bile savrulmaya başlar.
Ve en tehlikelisi şudur:
Bu çöküş, çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir.
Her şey yerli yerinde gibi görünür…
Ama insan, içten içe çözülmektedir.
1968’de başlatılan o deney bize açık bir gerçeği gösteriyor:
Bir toplumu yok etmek için onu aç bırakmanıza gerek yoktur.
Onu sadece mücadeleden uzaklaştırmanız yeterlidir.
Bugün kendimize sormamız gereken soru nettir:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz,
yoksa konforun içinde yavaş yavaş tükeniyor muyuz?
Unutulmamalıdır ki;
Üretmeyen toplumlar tüketir,
tüketen toplumlar tükenir.

Ali Ulusan

Teknik Öğretmen | Tasarımcı | Üretici

Yeniliklerden Haberdar Ol